Türk Okçuluğunu Yeniden Canlandırma Hareketi – Bölüm II

…yazının ilk bölümü

Türk Okçuluğunu canlandırma hareketindeki avantaj ve dezavantajlar

Türk Okçuluğunu yeniden canlandırma çalışmaları içerisine girdiğimizde aslında bunun bizim çapımızı aşan ve asla profesyoneli olmadığımız bir alan olduğunu gördük. Fakat ne ilginçtir ki asıl meslekleri yazılım mühendisi, kardiyovasküler cerrah, diş hekimi, teknik ressam vb. pek çok değişik meslek dallarından olan bu topluluk dışında bu konunun başka ilgilisi ve profesyoneli de yoktu. Buna sizi yönlendirecek, eğitecek ve yol gösterecek hiçbir uzmanın olmadığı gerçeğinden bakarsanız maça 1-0 yenik durumda başladığınız söylenebilir. Diğer taraftan elinize atığınız her konu başlığının, ne kadar amatör olursanız olun sizi çok değerli araştırmalara ve sonuçlara götüren bir hazine olduğu yönünden de baktığınızda durumu 1-1 olarak düşünmek de yanlış olmaz.

Yay yapımcısı Yaşar Metin AKSOY, atölyesinde yeni bir Türk Yayı üzerinde çalışırken

Bu nedenle bazı doğru sonuçlara ulaşana dek, tüm bilgi kırıntılarını toplamak, defalarca deneme yapmak, normalden çok daha fazla yanılmak ve her defasında usanmadan yeniden baştan başlamak gerekti. Sözgelimi yay üzerine ciddi araştırmalar yapan Dr. Aksoy’un boynuz ve ahşabın yapıştırma yüzeylerindeki konveks/konkav yapının nedenlerini yorumlaması için antik yayların bilgisayarlı tomografi (CT) görüntülerini çekmesi gerekti. Ya da doğru başparmak bırakışı (thumbring release) tekniğinin yerine tam oturması için, çevirisi 2009 yılında tamamlanan ve bu makalenin yazıldığı tarihte baskıya giren Kavsname (Kemankeş Mustafa, 1712) adlı eserin yeni yazıya çevrilmesi gerekti.

Diğer taraftan bu amatör grubun yaptığı hemen her çalışma, okçuluk literatürüne akademik değeri yüksek katkıların olmasını sağladı. Bu yönü ile sözgelimi ülkemizin tarih alanında uzun yıllar çeşitli konularda ciddi araştırmalar yapanların, okçuluk konusunda hemen hiçbir bir yayınına rastlamak mümkün değilken, amatör bir ilgilinin yaptığı bir çalışma hem özellikle savaş tarihinin anlaşılmasına ışık tutarken hem de değindiği konuda yazılmış tek makale olabilmektedir.

Bu yolda karşılaştığımız avantaj ve dezavantajları çeşitli başlıklarda incelemek, konunun anlaşılmasıni daha kolay hale getirecektir:

Konu zenginliği: Okçuluk mirasını canlandırma gayreti içinde olanların en hoşlanacağı nokta üzerinde çalıştıkları konunun oldukça çeşitli ilgi alanlarını ilgilendiriyor olmasıdır. Çünkü hemen her özgün okçuluk ekolünde malzeme, teknik, tarih ve diğer pek çok alanın uzmanlığına giren konular vardır. Sadece malzeme başlığı bile kendi içinde üretim, işleme, yeniden yapım (reconstruction) vb. pek çok mühendislik alanındaki bilgi ve çalışmayı gerektirir. Bu nedenle sözgelimi ülkemizin bazı orman ürünleri fakültelerinde yaylık akça ağacın fiziksel özellikleri üzerine araştırmalar yapılmakta, biz de bunlara destek olmaktayız.

Geleneksel Okçuluğun, başka hiçbir alanda olmadığı kadar, üniversitelerde ve eşdeğer akademik araştırma kurumlarında yer alan hemen her bölümün araştırma alanına girecek bir konu başlığı barındırdığı ilginçtir ve gerçektir.

Olaya Türk Okçuluğu açısından baktığımızda, ünlü menzil atışları ve inanılmaz mesafelere ok atan okçuların efsaneleri, bunların rekorlarının yazdığı sicil defterleri ve anıt menzil taşları, bu atışları mümkün kılan ve dünyanın en iyi kompozit yaylarından biri olarak kabul edilen Türk Yayı vb. pek çok renkli konu başlığı araştırmalarımızda iştahımızı kabartan unsurlardı.

Bakir konular: Daha önceden de ifade edildiği gibi, özellikle geleneksel okçuluk mirasının kaybolduğu kültürler bakir birer arkeolojik kazı alanıdır. Ele alınan hemen her konu, gerisi çorap söküğü gibi gelecek araştırmalara çanak tutar. Bu yönü ile bakıldığında geleneksel okçuluk, pek çok kültürde henüz tam anlamı ile keşfedilmemiş bir hazinedir. Fakat bu bakir alanda açılan yanlış yollar, bazen tanık olduğumuz şekilde arkadan gelenleri de aynı yanlışa defalarca hem de uzun süre sürükleyebilmektedir. Özellikle az ve yetersiz bilgi ile veya acelecilikle yapılan ilk çalışmalar, bir sonraki araştırmacılara referans olmakta ve aynı yanlış defalarca tekrarlanmaktadır. Bugün YouTube’da Türk Okçuluğu çalışmalarına gönül veren fakat Osmanlı’da hiç kabul görmediği şekilde atış sonrası kollarını geriye atan kişilerin videolarına rastlamak mümkündür. Ya da dünyada Türk yayı yaptığını iddia eden pek çok kişinin birbirinden görerek yayın kabza kısmını “ayı kulağı” (V splice) yaparak birleştirmek yerine yay kollarının direkt üzerine yapıştırdığı görülmektedir. Klopsteg’in ünlü eserindeki zihgirin (thumbring) başparmağa geçiriliş şekli de yıllarca yanlış yorumlanmıştır. Bu örnekler çoğaltılabilir.

İnsanlar ve bireyler: Okçuluk özünde pek çok kişinin ilk başta oldukça ilgisini çeken bir uğraştır. Genellikle -özellikle Türkiye’de- hemen herkesin genç yaşlarda yaptığı basit yay ve oklarla süslü hikayeleri vardır. Bu nedenle okçuluk genelde yapılması basit bir uğraş gibi görünür ve birkaç küçük ipucu ile okçuluk uzmanı olacağı düşünülür. İnternet sitemize (Türkçe:  www.turkokculugu.com / www.kemankes.com; İngilizce: www.turkisharchery.info ) sıklıkla okçuluğa ilk kez başlayacak meraklıların yay edinmek isteyen mesajları, ya da kompozit yayları evinde pratik olarak nasıl yapabileceğini (!) öğrenmek isteyenlerin istekleri gelmektedir. Bu tür isteklilere karşı zamanın bize öğrettiği doğru reaksiyon, onların isteklerini törpülemeden ve onları korkutmadan bilgiyi doğru sırası ile aktarmak olmuştur. Bugün yay yapacağı günü bekleyen öğrencilerin büyük kısmı, bu şekilde doğru yönlendirilen ve işin başında kasıtlı olarak kendi yanılgılarına düşmesine izin verilen kişilerden oluşmaktadır.

Geleneksel okçuluğun canlandırılmasında, dünyadaki tüm örneklerinde görüldüğü gibi yaşanan en büyük sorun ironik bir şekilde bu işe başlayanların aslında kendileridir. Zira daha önceden açıklandığı gibi el değmemiş bu alanda yapılan amatör bir araştırma, sahibine –belki de hak etmediği- hızlı bir itibar kazandırabilmektedir. Bu nedenle bazı gönüllüler birkaç yıl sonra (ki genellikle bu süre 3 yıldır) dahil olduğu ve genellikle başlangıçta fikirsel çatışmaların ihmal edildiği ekiple çalışmak yerine, kendi kuracağı ve liderlik vasfını edinip “hoca”, “üstad” vb. havalı lakaplarla anılacağı yeni bir ekip ile çalışmaya devam etmek istemektedir. Şaşırtıcı ve üzüntü verici şekilde kendi okçuluk ekollerini canlandırma gayreti içerisinde olan hemen tüm ülkelerde (ve kaçınılmaz şekilde ülkemizde) aynı ayrışmalar ve çatışmalar gözlemlenir. Genelde yapılan hata, kendi yaptığı çalışmalar ile itibar kazanmak yerine diğerinin itibarını zedelemeyi tercih etmektir. Ya da harcanan tüm gayretler aslında kişilerin özel yaşamlarından özveri yapmalarını gerektirdiği halde, eleştirilerin çoğu bu çabaların sonucu adı öne çıkan bir ya da birkaç kişi üzerine yoğunlaşır. Bu türden çatışmaların olacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Doğru yol; fikir ve yorum farklılıklarını anlayışla karşılamak ve kişisel tartışmalara girmekten sakınarak sadece yapılması planlanan işe odaklanmaktır. Özetle asıl nokta kimin yaptığı değil, neyin yapıldığıdır.

Sultanahmet Meydanı’nda, Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi'ne ait çeşme. Kitabesinin kalan kısmının, Necmeddin Okyay tarafından kurtarıldığı anlatılmaktadır.

Politik yapı:

Türkiye gibi geçmişin küllerinden doğan bir ülkede geleneklerden bahsetmek ve canlandırmaya çalışmak ayrı bir zorluğu beraberinde getirir. Çünkü hemen her devrimin nedeni, eskisinin yerine daha iyisini getirme çabasıdır. Bu nedenle cumhuriyet rejiminin kurulmasına eşlik eden pek çok yenilik, bazı devrim yanlılarının yanlış yorumları nedeni ile Osmanlı İmparatorluğundan arta kalan değerlerin de refüze edilmesini beraberinde getirmiştir. Sözgelimi, sadece devlet dairelerinde geçerli olmak üzere binaların ön yüzeyinde yer alan Osmanlı İmparatorluk amblemlerinin ve sultanları öven şiirlerin yer aldığı tabletlerin zarar vermeden kaldırılmasını veya örtülmesini emreden kanun, bu çoğunluk tarafından yanlış yorumlanmıştır. Bunun sonucu olarak yüzlerce yıllık pek çok hat ve taş işçiliği şaheserleri kırılarak yok edilmiştir.

Bu anlayışın günümüzdeki uzantısı olarak, okullardaki eğitim sistemi yazık ki yer yer eleştirinin dozunu kaçırarak Osmanlı Devlet kurumlarını aşağılayan bir düzen üzerine kuruludur. Bunun sonucu olarak şu anda Türkiye’deki pek çok kişi geleneksel okçuluğu canlandırma hareketinin, rejim için tehdit olarak görünen dini unsurlarla beraber saymaktadır. Ya da geleneksel okçuluk eğitiminin zihni terbiye kısmının görmezden gelinmesine neden olmaktadır. Oysa dünyadaki diğer örneklere bakıldığında, sözgelimi Shaolin rahiplerinin Kung-Fu’su, ilgilerinin herhangi bir şekilde dinlerini değiştirmelerine gerek kalmadan yapılabilen bir dövüş sanatıdır. Türk Okçuluğu da inançları ne olursa olsun ilgileri tarafından benzer saygıyı hak etmektedir.

Topkapı Saray Müzesi depolarının elverişsiz koşullarındaki yüzlerce Türk Yayı, hak ettiği saygıyı ve sergilenecekleri günü görmeyi beklemektedir (Foto: AA)

Kaygılar yerli ya da yersiz olsun bugün geleneksel okçuluk, Türkiye’de halen Okçuluk Federasyonu tarafından kesin bir dille reddedilen bir disiplindir. Herhangi bir başka devlet desteği de bulunmamakta, yapılan tüm çalışmalar sivil gönüllülerin amatör çaba ve katkıları ile gerçekleşmektedir.

Türk Okçuluğu ile ilgili kaynaklar: 1928 yılındaki harf devrimini takip eden Türk dilindeki değişimle birlikte, Arapça ve Farsça kökenli pek çok Osmanlıca kelime de Türkçe’den izole edilmiştir. Bunun sonucu olarak henüz 100 yıl önce yazılmış eserler Latin alfabesine çevrildiğinde bile anlaşılmaz olmaktadır. Bu nedenle okçulukla ilgili eski eserlerden yararlanabilmek için önce Latin alfabesine, ardından günümüz Türkçesine çevrilmesi gereklidir. Oldukça fazla zaman alacak bu işin, az sayıdaki uzmanlar tarafından yapılabildiği de dikkate alınacak olursa desteğe en fazla ihtiyaç duyulan araştırma alanıdır. Bununla birlikte zorluklar karşısında ne zaman geleceği belirsiz yardım meleğine umut bağlamak doğru yol değildir. Dr. Vural ve Dr. Aksoy’un çevirisini yaptığı 1712 tarihli Kavsname bunun en güzel örneğidir.

Gönüllüler için “yapılacaklar” listesi

Türk Okçuluğunu canlandırmak için çıktığımız yolda edindiğimiz tecrübe, başarı ve yanılgılarımızı paylaşmanın global anlamda geleneksel okçuluğu canlandırma hafızasına katkıda bulunacağına inanıyoruz. Aşağıdaki kısa yapılacaklar listesinin, içinde barındırdığı bazı sorularla birlikte tartışmaya ve katkıya açık olduğu bilinmelidir.

Başlangıçta: İşin başlangıcında akılda bulundurulması gereken asıl nokta, aslında aynı amaç ve hedefleri olan pek çok kimsenin zaten varolduğudur. Bu nedenle yapılması gereken en önemli iş bu insanları bir araya getirecek ortamı sağlamak ve onları aynı amaca yönlendirecek yolu belirlemektir. Bu noktada günümüzdeki internet olanakları bunun için en önemli yoldur.

Biz de 2004 yılında 3 kişi ile başladığımız hareketimizde, “geleneksel” olmadığı hissi ile internete bir kaç ay uzak durduk. Fakat daha sonra açtığımız internet sitesi ve e-posta grupları bir iki hafta içinde onlarca meraklının buluşma noktası oldu. Bugün ulaşılan noktada yüzlerce meraklı ortak tartışma platformlarında ayı amaca hizmet etmektedir.

Koordinasyon: Amacı geleneksel okçuluğu canlandırmak olan insanlar bir araya geldiğinde bir süre sonra bunların enerjilerinin koordine edilmesi ve fayda sağlayan işlere yönlendirilmesi gerekir. Aksi takdirde topluluk, okçulukla başlayıp gündelik konular hakkında konuşan bir sohbet grubuna dönüşecektir. Ya da öteden beri bağımsız çalışan kişiler, yalnız atölyelerine geri dönecektir.

Koordinasyon görevini tek bir kişinin üzerine yıkmak yerine görev paylaşımı yapmak en uygun yoldur. Yine de “en fazla” koordine eden birisi mutlaka olacaktır. Bu kişinin gelen eleştirileri serinkanlılıkla karşılaması ve hislerinden çok mantığı ile hareket etmesi gerekir. Aksi takdirde her şeyi tek başına yaptığını düşünen ve sağda solda kendine haksızlık yapıldığından sızlanan biri olmaktan öte geçemeyecektir.

Türk Okçuluğu gibi geniş bir konu inceleniyorsa bunun bizim yaptığımız gibi dönemlere ve konulara ayrılarak ele alınması ve görev paylaştırılması en uygundur. Bugün aramızda Türk Okçuluğu tarihi, yay yapımı, ok yapımı, atış ve antrenman teknikleri, arşiv vb. çeşitli konu başlığı altında çalışmalar yapılmakta, her biri için bir ya da birkaç kişi görev almaktadır. Şunu gördük ki, araştırmaların faydalı olması, sonuçlarının paylaşılmasına olanak sağlayacak fırsatların oluşturulması halinde mümkün olmaktadır.

Bugün Türk yayı yapımı ile ilgilenen bir grup (“Kavsi” yay yapımcıları) bünyesinde onlarca öğrenci internet üzerinden eğitim almaktadır. Her gün onlarca mesaj da grubun eposta grubunda paylaşılmakta ve Türk Yayı yapımı ile ilgili çok hızlı gelişmeler kaydedilmektedir. Grup, şu günlerde TÜBİTAK’a araştırma projeleri sunmaktadır.

Paylaşım: Geleneksel okçuluk, ancak birlikte yapıldığında keyifli olan ve benzer şekilde paylaştıkça kolektif bilginin arttığı bir alandır. Öğrenilen ve ele geçirilen tüm bilgilerin de aslında geçmişten bize aktarılmış olanlar olduğu düşünülürse bunları saklamanın akıllıca ve etik olduğu söylenemez. Seminerler, çalıştaylar gibi çeşitli toplantılar, basılı ve elektronik yayınlar ile bilgi ve tecrübelerin paylaşılması esastır. Bu paylaşımda elden geldiğince maddi çıkar geri planda düşünülmelidir.

Ülkemizde 2004’ten beri yürüttüğümüz faaliyetlerimizde yurt içi ve yurt dışında, aralarında özellikle Üniversitelerin de bulunduğu onlarca kurumda geleneksel okçuluğumuzu anlatma ve uygulama ilgili faaliyetlerde bulunduk. Bu noktada akademik kurumların önemi tartışılmazdır. Direkt devlet desteği alamasak da konuya duyarlı akademisyenlerin gösterdikleri ilgi sayesinde günümüzde Türk Okçuluğu üzerine master ve doktora tezleri yazılmaya, konu ile ilgili ciddi toplantılar yapılmaya başlanmıştır. Amacımız ileride üniversiteler bünyesinde kurulacak Türk Okçuluğu enstitülerinin bu yükü amatör omuzlarımızdan almasıdır.

2009 yılında Macaristan'da gerçekleştirilen uluslararası okçular buluşmasında Türk, Macar, Polonyalı ve Fransız okçular geleneksel kıyafetleri ile...

Faaliyet ve organizasyonlar:

Okçuluğa ilgi duyup temas kuranların büyük çoğunluğu ilgilerini kısa süre sonra yitirecek olsalar da tüm kişiler bayrağı sizin elinizden alacak adaylar olarak görülmelidir. Diğer taraftan hiç umulmadık şekilde amaca fayda sağlayacak “kelebek etkileri” de göz ardı edilmemelidir.

İşin en kolay ve görece zevkli kısmı okçuluğu tanıtan ve duyuran halka açık gösteriler, yarışma benzeri faaliyetler düzenlemektir. Çünkü yaşadığımız popüler dünyada yüzlerce yıl öncesinin kıyafetlerini giyip ok atan birilerinin ilgi görmesine şaşılmamalıdır. Asıl ve önemli olan zor kısmı bu kanallardan gelecek talepleri karşılamaktır. Yani okçuluğu öğrenmek isteyen adaylar için eğitim planı, eğitim malzemeleri ve eğitmenler organize edilmiş olmalıdır. Hatta çoğu zaman bunlara ayıracağınız zaman, kendi çalışma zamanınızdan alacaktır. Bizler ülkemizde Türk Okçuluğu eğitimini geleneksel yöntemler ile herhangi bir ücret almadan vermeyi tercih ediyoruz. Bu da tartışılması gereken konular arasındadır. Bunda Türkiye’de geleneksel okçuluğun henüz profesyonel bir kazanç sahası olmadığı gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Fakat daha çok gönüllülük esasına dayalı bir sistemde hayata döndürülmeyi bekleyen bir alandan, maddi kazanç beklemenin de doğru olmadığına inanıyoruz.

This entry was posted in Genel and tagged , , , . Bookmark the permalink.

4 Responses to Türk Okçuluğunu Yeniden Canlandırma Hareketi – Bölüm II

  1. Birkan says:

    Selam! Nice blog. I am turkish and from austria and can not write turkish well. Your site is a good practice for me in reading turkish.

  2. ZMA says:

    Memnun oldum Birkan Bey. Zevkle okumanız dileğimle…

  3. ahmet says:

    vallahi hocam sana ve sizingibi insanlara çok ihtiyacımız var sizlere teşekür eder ve teşekürlerimi sizlere borç bilirim sagolun ben sizleri haber türkte seyrettikten sonra sizi çok aradım yalnız teknolojiden fazla anlamadıgım için size ulaşamıyorum ancak burasını buldum ben malatyadan ulaşmaya çalışıyorum kızılcık agacını kestim şu an kurumada benbu yay yapımı bilgilerine ulaşamıyorum hepsi yarım gösteriyor bana yay nası yapılır sidiyada bilgi gönderirseniz teşekür ederim sizede kızılcık agacı göndere bilirim hoşca kalın cevap bekliyorum

  4. ZMA says:

    Ahmet Bey yay yapım işini Türkiye’de kayıtsız – şartsız, bıkıp uzanmadan, bilgisini saklamadan öğreten tek kişi Dr. Yaşar Metin Aksoy’dur. Yeter ki samimi olun ve birşeyler yapın. Kendisinin Türkiye’den ve dünyadan onlarca öğrencisi vardır. Forum sayfalarına http://kavsi.forumcity.com adresinden eişebilirsiniz. İletişim için de http://www.kemankes.com (tr’siz) adresine başvurunuz. Yolunuz açık olsun.

ahmet için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir