“Ben” mi, “biz” mi?

Geçen gün gazetelerde Cem Yılmaz’ın katıldığı bir TV programında yaptığı tespit dikkatimi çekti. Uzun zamandır dile getirme konusunda mütereddit olduğum konuda beni dürtükleyen sözleri şunlar:

“Fuzuli bir tevazunun da çok rahatsız edici olduğunu düşünüyorum. Bir Japon’a ‘çok güzel manga yapıyorsunuz’ dediğiniz zaman ‘Kendimizce yapıyoruz daha Mangacı olamadık ama…’, Hollandalı bir heykeltıraşa dediğin zaman ‘aman efendim yapıyoruz işte’ demiyor.

Benzer şekilde kaynağını bilmediğim “gereksiz tevazuu iki kez övünmektir” özlü sözünü de anımsıyorum. Mütevazı olmayıp öyle görünme gayretinde olan insanların ağdalı tavırları hep rahatsız edici olmuştur. İlerleyen aşamalarda -ki hakkı ile kullananları tenzih erdim-  “fakir yaptı işte” deyip üzerine bir de “fakr”ı  yanlış telaffuz edenler de vardır ki evlere şenliktir.

Ama ben iğneyi kendime batırayım ve konuyu dolandırmadan değinmek istediğim okçulukla ilgili çırpınmalarımıza getireyim. Şu Türk Okçuluğunun ihya olması adına yıllar yılı iğne ile kuyu kazıyoruZ. Ama konu çok ortada kalıp,  aslında önce gönüllülerin gönüllerini ve ilgisini kazanmak icap ettiğinden, bir iki kişinin samimi gayretleri gerekir. Nedir bu samimi gayretler; yarışmalar-geziler düzenlemek mesela, belki “haydin bu haftasonu şurada ok atalım” deyip herkesi organize etmek, dahası üniversitelerle ilişkiler kurup seminerler-çalıştaylar tertip etmek, buralarda mümkün mertebe herkese konuşma olanağı sunmak, makaleler yazmak; başkalarına da yazdırmaya çalışmak ve bunun gibi pek çok alanda “hadi arkadaşlar şu yükü hep birlikte omuzlayalım” kışkırtmaları ile kolektif bilinci aşılamak… Ama aradan geçen 7 yıldan sonra dönüp baktığımda Türk Okçuluğu adına samimi gayret sarfedenlerin hep aynı bir kaç kişi olduğunu, gayretlendirilmeye çalışılanların da “biz yapıyoruz” lafına söyleyenden fazla inanıp yapılanları sahiplenmekten başka hiç bir işe yapmadıklarını gördükçe hata yaptığım(ız)ı anlıyorum. Hatta bu gereksiz tevazunun ölçüsü kaçarsa o kadar çok inandırıcı oluyor ki “biz” yaptık denilen işler, olaya dahil edilmek istenenler tarafından “ben”leştirilebiliyor. Bu nedenle sanıyorum, ölçüsünde “bakın bunu ben yaptım ama siz daha iyisini yapın” demek gerekiyor.

“Ben” Nereye kadar?

Kemankeşlikte, “çok çekip azdan atmak” düsturdur. Yani işin özü, antrenman ve eğitim ardı kesilmeden yapılmalıdır ama kişi attığı ile övünmemelidir. Kemankeşlik terbiyesi de alçakgönüllü olmayı gerektirir. Fakat bu, yukarıda bahsettiğim mesele ile karıştırılmamalıdır. Yoksa Bursalı Şücaa’ın meşhur “Nazilli inciri” hikayesinde olduğu gibi zor durumlara düşebilirsiniz. Uzun lafın kısası, Türk Okçuluğu ile ilgili mevcut tüm bilgimiz,  tecrübemiz şimdi ve hatta gelecekte bütünün ancak küçük bir parçası olabilecektir.

Kimin kime ihtiyacı var?

Bugün Türk Okçuluğunu ihya etme gayretinde olan bir grup insanız.  Dahası yaptığımız işe, adını koyma adına  ”ihya etmek – canlandırmak” diyoruz. Ama kökleri binlerce yıl öncesine dayanan, nice büyük kemankeşlerin, devlet adamlarının, sanatçıların, düşünürlerin gelip geçtiği bu büyük hazinemizi “ihya etmek” bize mi kaldı dersiniz? Ya da biz olmasak unutulup gideceğine inanan var mı?

Kendi tarihimizi anlama adına Türk Okçuluğunu öğrenmeye ve araştırmaya ihtiyacımız var. Çünkü Onun bizim işimizden arta kalan vakitlerdeki ilgimize ihtiyacı olmadığı gün gibi açıktır.

This entry was posted in Genel. Bookmark the permalink.

2 Responses to “Ben” mi, “biz” mi?

  1. Adem Yılmaz says:

    Gereksiz tevazuunun apayrı bir kibir olduğuna katılırım. Bu konuda Sahabe Efendilerimizden de olaylar okuduğumu/dinlediğimi hatırlıyorum.
    Türk Okçuluğu ve ihtiyaç meselesi ise başkaca bir konudur. Kimsenin kimseye ihtiyacı yoktur, ancak bir ihtiyaçtan söz edilecekse bizim Türk Okçuluğu’na ihtiyacımız olabilir. Türk Okçuluğu adı altında bir meslek dalı olmadığına göre de (en azından şimdilik), rızkımız için çalışmamız gereken zamandan ve ailemizden (bekar ya da çocukları olmayanların bunu yeterince anlayacağını düşünmüyorum) arta kalan zamanlarda bu uğraşı yapacağız. Bunun da tartışılacak yeri muhtemelen yoktur.
    selamlar,

  2. Bilal Hayri says:

    Z.Metin hocam, 15 Kasım 2010 da yazmış olduğunuz bu yazı belli ki önceki yılların birikimi ve gösterilen çabanın sonuncunda ortaya çıkmış,her cümlenize katıldığımı belirtmek isterim.Benim eklemek istediğim konu ise kuyunun artık iğne ile değil yavaş yavaş kürek ve kepçe ile kazmaya çok yaklaştığımızdır.Gerçekten verilen emekler hiç bir zaman zayi olmaz hocam,ama bir dakikada görürüz karşılığını ama 10 senede orası Allah’ ın takdiri.
    Selamlar,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>