Cassandra Sendromu, Kore ve Macaristan Seferleri

Eylül ayının sonlarına doğru Ali kılıç ile birlikte katıldığımız 4. Dünya Geleneksel Okçuluk Festivali (WTAF) , Kore raporunu yazamadan geçtiğimiz ay da Dr. Y. Metin Aksoy ile maaile katıldığımız 4. Macar Okçuluk Tablası (MHIT), Macaristan etkinliğimiz oldu. Vakitsizlikten daha fotoğrafları bile yükleyemedim. Buradan “Pek yakında…” diyerek kendimi zorlayayım.

Bir diğer rahatsızlığım Türkiye’deki Geleneksel Okçuluk kazanı ile ilgili. Tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi, bir araya gelen bu güruhun rahat duramayıp ayrılacağını öngörmüştük. Şimdi Kemankeş grubunda yetişip-yeşeren ama ne hikmetse Kemankeş’i yermekten de geri durmayan (varsın olsun) gruplar var. Ama böyle böyle gelişeceğiz. Dahası da olacak ama söylesek gene kimse inanmaz. (bkz. Cassandra Sendromu) Aslında yılın esprisi de kurt Sami Genel’den geldi: “Rant(!)’ı bölüşemiyoruz…

İşin bir başka sendrom noktası da yay ustası dostum Csaba Grozer’i da işin içine çekiyor. Kemankeş’ten mitoz – mayoz vb. yollarla kopan “şeyh”, “usta”, “hoca” ve “üstad”larımız, Grozer’e mesajlar atarak, nameler düzerek, badeler süzerek gönlünü çelmeye çalışıyorlar. Oysa yasal izinleri alıp; bu işin ticaretini “yasal” yollardan yapmak ve vergisi-harcı-borcu ne ise ödemek yeterli. Gümrük memurlarımız enayi değiller… Mayıs 2011’de Gümüşhacıköy’de düzenlenen Türk Okçuluğu Şenlikleri için, Kaymakamlık adına  yanımda getirdiğim yaylar için bir yığın bildirim yapıp, bir o kadar vergi ödedik. Demek ki bu iş yasal olarak da yapılabiliyormuş.

Sevgili Grozer’la Türk Yaylarının en iyi şekilde yapılması için gerek Dr. Y. Metin Aksoy, gerek ben sürekli bilgi alış-verişinde bulunuyoruz ve çok iyi bir noktaya geldik. 2011 yılı içerisinde tam 4 kez Macaristan’a gittim, çalışmalar yaptık. Bu yaylar; “bavul ticareti”ni değil; yasal yollardan sahibine ulaşmayı hak ediyorlar. Hak eden buyursun, kendisine yardımcı olayım.

Genel, Makale kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bir hazine de Tokat’tan çıktı!

Ha çevrildi, ha basıldı, ha yayınlandı derken bir başka beklediğimiz kitabın, Telhis’in müjdesi gelmişti. Ama diğer taraftan hemen tüm safhalarını yakından takip etme olanağı bulduğum Kemankeş Mustafa’nın Kavsname çevirisinin de ne zaman yayınlanacağını merakla bekliyorduk. Matbaaya girdi, çıktı dedik gene kavuşamadık; bu sefer de bandrolünü bekledik… Ama yazardan torpilli olduğumdan Macaristan’da bir nüshasını edinmiş, duyuracağımız günü bekliyorduk. Olan oldu,  11 Şubat 2011 itibarı ile tam 350 yıl sonra yeni Türkçeye çevrilen esere artık kitapçı raflarından erişilebiliyor.

Dr. Hanifi Vural ve Dr. Y. Metin Aksoy tarafından Tokat’ta çevrilen ve basılan eserin kıvılcımını, çeviri nüshasını göndererek veteriner hekim arkadaşımız İlkay Demirhan ateşlemişti. Tarih sanatçısı Ekram Anaç’ın da teşvik etmesiyle iki değerli hocamız kolları sıvamıştı.

Daha çeviri safhasındayken bilgiler ortaya çıktıkça kendimizi düzeltiyor ve bilgimizi artırıyorduk. Şimdi bu pırıl pırıl basılı kitapta tümüne birden ulaşabiliyoruz.

10 TL gibi sempolik bir fiyatla satışa sunulan, yaklaşık 150 sayfalık bu eser, Kemankeş kütüphanemizin vazgeçilmezlerinden biri olacak. Kitaba, Taşhan Kitap’a tashankitapcisi@hotmail.com adresine e-posta ileterek ya da (0356) 212 63 62 numaralı telefonu arayarak sahip olabilirsiniz. Onbeş adedin üzerinde alımlarda kargo parasını yayınevi karşılıyor.


Arka kapak

Genel, Makale kategorisine gönderildi | 1 yorum

Sonunda Telhis’e Kavuştuk!

“Yeryüzünde Türk okçuluğu tamamen ortadan kalksa bile, Kânî Mustafa Beyin Türk Okçuluğu hakkında yazdığı eser, bu sporun ihyası için kâfidir.” – Necmeddin Okyay

Türk okçuluğu üzerine yazılmış en son Osmanlıca eserin, Telhîs-i Resâilü’r-Rumât (Okçuluk Kitapları Özeti) olduğunu biliyoruz. Sultan II. Mahmud’un, Kahvecibaşısı Mustafa Kani Bey’e 1835 yılında Okmeydanı’nda verdiği emir üzerine yazdırdığı kitap,  o zamana dek yazılmış tüm okçuluk kitaplarının bir özeti idi. Eserde, yay ve ok yapımından, atış tekniklerine, Okmeydanı menzillerinden, yarışma çeşitlerine kadar her türlü önemli bilgiye ulaşmak mümkün.

Eser önce 1925 tarihinde Joachim Hein tarafınan Almancaya çevrilmiş, Paul E. Klopsteg tekrar Almancadan İngilizceye çevrilerek 1934 yılında “Turkish Archery and Composite Bow” isimli ünlü eserini vermiştir. Şaka gibi ama gerçek, daha sonra bu kitapdaki bir kısım bilgiler tekrar Türkçeye çevrilerek suyunun-suyunun-suyu olarak neşredilmiştir. Dördüncü dereceden özet olan bu bilgilerin son derece yüzeysel olduğu ve meraklı/uzman kitleye hitap etmediği bildiğimiz bir gerçek.

Üncal Yücel’in ünlü eseri Türk Okçuluğu’nda kısmen sadeleştirilen bazı önemli bilgiler sağlıklı olarak aktarılabilmiştir. Fakat bu önemli eserin günümüz Türkçesine sadeleştirilmesi, herkese ulaşması açısından önemli idi. Bu nedenle bundan birkaç yıl evvel, elimdeki yazmalar arasında bulunan bu eserin, değerli akademisyen hocalarımızın yardımları ile sadeleştirilme çalışmasını başlatmak üzereydik. Fakat o sıra Fetih Cemiyeti, bu tür bir çalışma içerisinde oldukları bilgisini verince projeden vazgeçmiştik. Sonrasında bu güzel haberi bize ileten Yılmaz Cebecioğlu ile birlikte, bu işi sırtlanan hocalarımızdan Prof. Dr. Kemal Yavuz’u Üniversitede ziyaret etmiş ve notlarına bakma şansı yakalamıştık. O gün bugün bir beklenti içerisinde idik ve “nazar değmesin” diyerek fazla da dillendirmemiştik işin doğrusu.

İstanbul Fetih Cemiyeti'nin 109. yayını: Telhîs-i Resâilât-ı Rumât

Sonunda 2,5 yıldır beklenilen gün geldi ve Telhis’in baskısı tamamlandı. Kitabı bugün bana ulaştıran ve sizlere ilk tanıtma şerefini veren dostlarıma teşekkür ediyorum.

İ. Aydın Yüksel’in Editörlüğünde çıkan kitap, tam A4 boyutunda ve 600 sayfa. Eser, Prof. Dr. Mehmet Canatar tarafından Latin harflerine, Prof. Dr. Kemal Yavuz tarafından da günümüz Türkçesine çevrilmiş. 1 ila 194 sayfalar arası sadeleştirilmiş Türkçe bölümden oluşuyor. 200 ila 420. sayfalar arası da asıl metnin Latince harf transkripsiyonuna ve dizinine ayrılmış durumda. Son olarak da 600 ile 431 sayfalar arasında Tıpkı Basım yer alıyor.

İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından yayınlanan bu değerli eser, tüm Türk Okçuluğu gönüllülerinin kütüphanesinde olmalıdır. Yakın zamanda raflarda görmeniz temennisi ile.

Not: Kitap 24 Aralık cuma günü, 100 TL etiket fiyatı ile satışa sunulmuştur. Bilgi için, 0(212) 638 6145 – Fetih Cemiyeti.

Genel, Makale kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | 14 yorum

Yay Ustası Csaba Grozer’i Yakından Tanıyalım

Panorama 1453 Tarih Müzesindeki okçu asker figürlerinden biri.

Panorama 1453 Tarih Müzesi’ne gittiyseniz, resim ve 3B modeller dahil tüm Türk yayların şekillerinin aynı olduğunu fark etmişsinizdir. Henüz ziyaret etmeyenler de bu ayrıntıya bir baksınlar.  Çünkü tüm bu yaylar, bugün bizim de kullanmakta olduklarımızla aynı modeldirler ve “Grozer” markasını taşırlar. Peki kimdir bu Grozer? İşte bu yazının amacı da hayatı yay yapma tutkusu ile geçen Macar dostum Csaba (Çaba) Grozer’i biraz daha yakından tanıtmak olacaktır.

Macaristan’ın kuzeybatı sınırındaki bir şehri olan Feketeerdö’ye vardığınızda, ülkenin diğer şehirlerinde olduğunu gibi müstakil bahçeli evler, huzur veren bir sessizlik ve yeşil doğa karşınıza çıkacaktır. Yolunuzu “Kilise Sokağı”na düşürdüğünüzde, üzerinde pek de fark edilmeyen “Grozer Geleneksel Yayları” tabelasının olduğu bir bahçe duvarı ve kapısı gözünüze çarpar.  Bu kapının ardında, tüm dünyaya yay gönderen bir üretim atölyesi olduğunu tahmin etmek çok zordur. Ülkemizde kullanılan hemen tüm yaylar da ya Grozer markadır ya da Grozer’in kopyasıdır.

Grozer'in mütavazı atölyesi, Feketeerdö (Macaristan)'ün dingin bir sokağında yer alıyor.

Kapıdan içeri girdiğinizde koşturan bir kurt köpeği, yemlenen tavuklar, çeşitli hayvanlar size bir yay atölyesinde değil de küçük bir çiftlikte olduğunuz hissini verir. Oysa bunun nedeni Csaba’nın doğa ve “doğu” sevgisidir ve bu tek kat üzerine kurulu, birbirine bağlı odalarda yaylarını yaparken, doğa ile de baş başa kalmak istemektedir.

Dile kolay, hayatının 28 yılını yay yapımına adayan, malzemeler ve teknik üzerine sayısız araştırmalar yapıp sürekli yenilik peşinde koşan Grozer’i, Macaristan’daki diğer onlarca yay yapımcısından ayıran da bu işi sevgi ile yapması. Çünkü birkaç organik veya sentetik malzemeyi, bir kaç yıllık bilgi ile bir araya getirip yay şeklini vermek emek gerektirir fakat çok zor bir iş değildir. İşin asıl zor olan kısmını mütevazı bir şekilde “her koşulda ve tutarlı” bir şekilde çalışacak yay yapmak olarak tanımlayan Grozer, işte bu yüzden bu işin ustası olarak anılıyor. Bugün Macaristan’da güzel görünümlü yaylar yapan fakat ticari başarı elde edemeyen onlarca meraklının yaylarındaki temel sorunlar da genelde aynıdır: Sıcaklık değişikliklerinde tehlikeli şekilde burkulabilmeleri ve sporcuyu sakatlayabilmeleri.

Aşağıda, Csaba’ya sorduğum bazı soruların kendi ağzından verdiği yanıtlarını bulacaksınız. Ustanın yaptığı yaylara ve bilgilerine ise www.grozerarchery.com adresinden erişebilirsiniz.

ZMA – Merhaba sevgili dostum. İlk sorum şu olacak, yay yapmaya ne zaman başladın?

CG – 1982 yılında 12 yaşımdayken, yontma ahşap yayımı yapmıştım. İlk kompozit yayı ise 1986 yılında yaptım.

Grozer'in atöylelerinin bulunduğu avlu.

ZMA – Klasik bir soru ama, neden yay yapmak istedin?

CG – Yay yapmaya başladım, çünkü içimdeki bir ses bana bunu yapmamı söyledi. Tam olarak açıklayamam ama çok güçlü bir şekilde bunu içimde hissettim –Düşüncelerimde kendimi yay kullanırken ve yay yaparken, tutkal tatbik ederken, boynuzla uğraşırken görüyordum, sanki gerçek gibiydi. Derinlerde bir yerlerde olan bu düşünceleri durduramıyordum. Sonra bunu yapmak zorunda olduğumu hissettim. Bunlar beni yay yapmaya iten çok güçlü düşüncelerdi.

Makalenin yazarı, Grozer'in yay sergi odasında.

ZMA – Yaptığın yaylarda izlediğin yol nedir?

CG – Hala yaylar hakkında elden geldiğince bilgi toplama çalışıyorum: Nasıl görünüyorlardı? Bu çok kolay değil, çünkü ancak bazı tip yaylar hakkında, bir kısım bilgi günümüze ulaşabilmiş durumda. Aslında en iyisi yaydan kalan bir parçadır. Böylece yapılan malzemeyi ve boyutlarını inceleyebiliyorum.

Bazı yay tiplerini incelemişliğim var, mesela Tatar, Türk ve İran yayları. Bunların boyutlarını ve malzemelerini kontrol edebildim. Sonra şeklini çizer ve yayı yaparım – Yayların şekli bir miktar değişir çünkü eski yaylar şekillerini sabit tutmazlar.  Zamanla pek çoğu eğilir.

Sonra kendimi dinlendiririm: Yay tasarlarım, şablonlar yaparım, araç-gereç yaparım.

ZMA – Peki malzemeler nereden geliyor?

CG – Kullanılan malzemelerin bir kısmı burada, Macaristan’da bulunuyor. Diğer, mesela boynuz gibi malzemeleri yurtdışından temin ediyorum.

ZMA – Türkler ve Macarlar çok iyi dostlarız, birbirimizi çok seviyoruz ama senin özellikle Türk Yaylarına olan ilgini de biliyorum. Türk Yayları hakkında düşüncelerini de aktarır mısın?

CG – Bana göre Türk Yayları yaygın olarak düşünülenden çok daha önce ortaya çıkmıştır ve daha da uzun boylu idiler.

Türk yayları çok temiz, kusursuz şekilli yaylar. İlgi çeken tarafı çoğunun inanılmayacak kadar kısa olması.

Türk yayını incelediğimiz zaman ortaya çıkan, yayı nasıl yaptıklarını anlamam oldu. Bu muhteşem yayları yapmak için kemangerler tarafından ne çeşit ip uçları kullanılmıştı… Sinir ve boynuz, uygulanmadan önce çok zaman alan işlemden geçirilmişlerdi.
Türk Yayları, yüksek performans yayları arasında bulunuyor.

2009 yılında Z. Metin Ateş'in davetlisi olarak 1. Atlı Okçuluk Müsabakaları için Türkiye'ye gelen Csaba Grozer (sağda) ve asistanı Noemi Varga (solda).

ZMA – Son olarak, günümüzün Türk Okçuları hakkında görüşlerini de alabilir miyim?

CG – İlk yayı Türkiye’ye göndermemin üzerinden çok uzun yıllar geçmiş. O zamanlar ancak 1-2 kişi Türk Okçuluğuna ilgi duyuyordu.

Bundan sonra Türk Yayı pek çok kişinin gözdesi oldu. Türkiye’de daha çok kişinin geleneksel Türk Okçuluğuna ilgi duyması ve gün geçtikçe daha popüler olmasından dolayı çok memnunuz.

Şahsi olarak, Türk Yayı favorilerimden birisidir. Bugün, değişik malzemelerle Türk Yayı imal ediyoruz. En heyecan verici olanı geçmişteki aynı malzeme ve teknikle yapılmış olanı, yani boynuz-ahşap-sinirden yapılma Türk Yayları.

Türk Yayı yapmak bir meydan okumadır: Herşeyi düzgün yapmak  kolay değildir. Yay çalışıyor gibi görünse bile, sıcak yaz günlerinde burkulmalar yapabilir.

Yaptığımız Türk Yaylarının güzel çalışıyor olmasında, yapımında kullanılan bir çok ince ayrıntı vardır. Tüm bu ayrıntılar, uzun yılların getirdiği tecrübeler sonucu ortaya çıkmışlardır.

ZMA – Verdiğin cevaplar ve ayırdığın zaman için teşekkür ederim. Köszönöm kedves barátom!

CG – Ben teşekkür ederim, umarım cevaplardan hoşlanmışsınızdır.

Genel, Makale kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | 3 yorum

Yay Veriminin Hesaplanması

Aşağıda yazacağım bilgiler ve yöntem, yayların veriminin hesaplanmasında kullanılabilecek güvenilir bir kılavuz olacaktır. Sonuçta, yayın verimi yüzde (%) cinsinden hesaplanabilecektir. Formülasyon ve diğer kısımlar ile ilgili eleştirileri beklerim.

Yayın Verimi: Tanım

Bir yayın verimi kısaca oka aktarabildiği enerjinin oranı olarak tanımlanabilir. Daha da açarsak, yayda depolanan enerjinin, oka aktarılan kısmının ifadesidir ve herhangi bir birimi yoktur:

O halde verimi hesaplayabilmek için önce yukarıdaki eşitliğin sağ tarafındaki değerleri ölçmemiz gereklidir.

Ölçümlere geçmeden önce hangi birimleri kullanacağımızı iyi bilmemiz gerekir. Ben yapılacak tüm hesaplarda MKS (metre-kilogram-saniye) sistemini kullanıyorum. Fakat yayla ilgili ölçümler imperial sistemle yapılageldiğinden çekiş ağırlığını pound (lbs-libre) ve çekiş mesafesini de inch (inç) olarak telaffuz edeceğim (ve elbette hesaplamalarda MKS’ye çevireceğiz).

Ayrıca okçulukla ilgili bazı terimlerin de önceden açıklanması yararlı olacaktır:

Yayın çekiş ağırlığı: 28″ (inç) çekiş mesafesinde ölçülen -oka paralel- çekme kuvvetidir.
Çekiş mesafesi:
Okun kirişe değdiği noktadan, kabzanın okçuya bakan yüzündeki en derin noktanın (Türk Yayları için iki yay kolu arasındaki küçük kemik parçası: çelik) 1 3/4 inç ilerisindeki noktaya kadar olan uzaklığıdır. Bu standardizasyon Türk Yayları için bazen kabza dışını işaret etse bile yapılacak iş “çelik”e kadar mesafeyi ölçüp 1,75” eklemektir. Fakat günümüzde bu karmaşık yöntem yerine kabzanın sırt kısmındaki (hedefe bakan yüzündeki) tepe noktasından itibaren ölçüm yapılır.

Yayda depolanan enerjinin hesaplanması

Yayın gerilmesi ile yay kollarında potansiyel enerji depolanır. Bu enerjinin hesaplanabilmesi için yayın gerilmeye başlandığı yerden bırakışın yapılacağı yere kadar olan mesafede yapılan “iş”lerin (W) toplanması gerekir. Bunu bulmak için kuvvet (F)’e karşı çizilen çekiş mesafesi (x) grafiğinde eğrinin altındaki alanı hesaplamak yeterlidir ve matematiksel olarak şu şekilde ifade edilebilir:

Daha açık yazmak gerekirse kirişi germeye başladığımız andan atışı yapacağımız ana kadar parmağımıza etkiyen kuvveti, o anda ölçülen mesafe ile çarpmalı ve toplamalıyız. Ama teorik olarak sonsuz sayıdaki noktada ölçüm almak imkansız olduğundan, deneysel olarak belirli aralıklarda ölçüm yapmak ve bunları toplamak bizi elde etmek istediğimiz sonuca ulaştıracaktır. Aşağıdaki grafikte kırmızı eğri altında kalan alanı hesaplamak imkansızken, mavi dikdörtgenlerin alanlarını bulmak ve hepsini toplamak oldukça basittir:

Recurve (gerieğimli) yay için çizilmiş F (çekiş kuvveti) - x (çekiş mesafesi) grafiği.

Bu aralıkların 1″ (inç) olması yeterlidir. Yaylar için ideal kiriş yüksekliği 8″ ila 9″ ve kabul edilen standart çekiş mesafesi de 28″ olduğundan her yay için yaklaşık 20 kez ölçüm almak gereklidir. Yalnız özellikle organik yaylarda yayın bulunduğu duruma alışması sözkonusu olacağından her ölçüm sonrası yay tekrar eski konumuna getirilmeli ve ölçüm yapılacak mesafeye hızlıca tek-tek çekilerek değerler alınmalıdır. Bu nedenle özel olarak tasarlanmış, ölçülen değeri sabitleyen dinamometreler kullanmanız şarttır ve altservice‘den 40-50 TL arası bir fiyata satın alabilirsiniz.

Yay çekiş ağırlığını hesaplamak için tasarlanmış dinamometre

Eğer çekiş mesafelerini cm’ye, çekiş ağırlıklarını da Newton (N: kg kuvvet)’a çevirirseniz yayda depolanan potansiyel enerjiyi “Joule” cinsinden hesaplamış olursunuz.

Oka aktarılan enerjinin hesaplanması

Yay, kirişin serbest bırakılması ile depoladığı potansiyel enerjinin büyük kısmını oka aktarırken, geri kalanını salınımlar, titreşimler, ses vb. şekillerde kaybeder. Hatta yayı terkedinceye kadar oka itme uygulanacağını kabul etsek de kirişin, ok gezinin, ok gövdesinin ve yayın tasarımına/malzeme özelliklerine göre ideal olmayan durumlar ortaya çıkabilecektir. Ayrıca yayların verimi de ok ağırlığı arttıkça artar, çünkü ok enerjinin çok daha fazlasını soğurabilir. Ancak amacımız oku uzağa atmak olduğuna göre burada bir ideal durum kabul edilmiştir. Atılacak okun kütlesi, grain cinsinden, yayın çekiş ağırlığının 9 ila 10 katı olmalıdır (ben 10 kabul ediyorum). Yani eğer çekiş ağırlığı 45 libre olan bir yay kullanıyorsak atacağımız ok 450 grain, yani 29,16 g olmalıdır.

Okun kinetik enerjisini hesaplamanın en kolay yolu bir kronograf kullanmanızdır. Onu da vaktiyle altservice‘den almıştım ama şimdi bilgisayara USB ile bağlanabilen modeli de çıkmış ve kesinlikle bunu düşünmelisiniz. Bunun için de yaklaşık 200 TL’lik bir bütçe ayırmalısınız. Kronograflar basit bir mantıkla çalışırlar. İçlerinde bir kronometre, başında ve sonunda iki fotoselli anahtar bulunur. Siz içerisinden ok, kurşun vb. balistik özelliği olan bir malzeme geçirdiğinizde iki anahtar arasında geçen süreyi ve aralarındaki sabit mesafeyi kullanarak hızı hesaplar (x = v * t). Ok ya da havada balistik hızda hareket eden cisimlerin hızını hesaplamanın bir diğer yolu da ip ucunda sarkıtılmış ağır bir kütleye atış yapmak ve yükselme miktarını ölçmektir ki bu dafa fazla fizik bilgisi, daha zor ölçümler, daha az hassasiyet ve daha çok kırık ok demek olacaktır. O nedenle tavsiye etmeyeceğim.

Yaydan çıkan bir okun pratik olarak 1-2 metre ilerideki kronograftan geçerken sahip olduğu hız bize kinetik enerjisini verir:

mok : okun kütlesi (g) – vok : okun hızı (m/s)

Birimler

1 inç = 2,54 cm
1 grain (gr) = 0.06479891 gram (g)
1 kg kuvvet = 0.980665 Newton (N)
1 pound (lbs) = 0.45359237 kg
1 pound (lbs) kuvvet = 4.44822162 Newton (N)

Dinamo ile ölçülen lbs değeri kütle birimi olan kilogramla eşdeğer değildir. “Pound force” olarak anılan vektörel bir büyüklüktür. Hesaplamalarda bu ayrıntı akılda bulundurulmalıdır.

Birimleri çevirirken Google’ı kullanabilirsiniz. Örn “201 mph = ? km/h” veya “45 pounds force = ? N” gibi…

Bunları gözardı etmeyin

  • Yayın -28 inç mesafedeki- çekiş ağırlığı depolanan enerji ile ilgili hiç bir bilgi vermez. Zaten aynı çekiş ağırlığındaki yayları birbirinden ayıran şey, o aralıkta çizdikleri eğri; yani depolayabildikleri toplam enerjidir. Aynı çekiş ağırlığına sahip bir İngiliz Uzun Yayı ile bir Kompozit Türk Yayının neden çok farklı mesafelere ok attığı da bununla ilgilidir.
  • Sabit ağırlıkta bir oku değişik çekiş kuvvetindeki yaylarla atmak aralarında hangisinin daha verimli olduğunu söylemez. Sadece o okun hangi yayla daha hızlı atılabileceğini gösterir. Hatta bu durum yüksek çekiş ağırlığındaki yaylar için olumsuz bir durum da oluşturur. Böylesi işlemlerle vakit kaybetmemeniz için 2008 yılı sonlarında aldığım ölçümleri aşağıda paylaşıyorum. Bu ölçümlerin amacı metodolojiyi geliştirmek, kronografın kabiliyetlerini anlamak için yapılan testlerden ibarettir.
  • Sabit ağırlıkta bir oku aynı çekiş kuvvetindeki yaylarla atmak aralarında hangisinin görece verimli olduğunu anlamakta yardımcı olur. Ama herhangi bir yayın verimi ile ilgili bilgi vermez. (Ancak “şu yay diğerinden daha verimli” gibi bir yargıya varılabilir).
  • Yayın verimi, oku uzağa atabilme kabiliyeti değildir. En verimli yay, enerjisini en fazla oranda oka aktarabilen yaydır.
  • Elle yapılan atışlarda, 28″ olan okun atılma mesafesinde hatalar yapılabilir. Bu nedenle bir “atış makinesi” kullanmak gerekir. Maalesef bunu satın alacağınız bir yer duymadım ama mucit yay yapımcısı Y. Metin Aksoy’un bir adet yaptığını biliyorum.
  • Organik Türk yayları genelde 28″ mesafede tam verimli çalışmazlar.  Daha uzun mesafelere de ölçüm almanız gerekebilir.
  • Yay kuvvetini el kantarı vb. başka amaçlar için yapılmış dinamometreler ile ölçmek genelde doğru sonuçları vermez.
  • Kronografla hız ölçerken 2 haneli km/s yerine daha fazla hassasiyet için 3 haneli fps (feets-per-hour) seçebilirsiniz.

Kritik noktalarda yardım ve bilgisini esirgemeyen Adam Karpowicz’e teşekkür ediyorum.

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 13 yorum

“Ben” mi, “biz” mi?

Geçen gün gazetelerde Cem Yılmaz’ın katıldığı bir TV programında yaptığı tespit dikkatimi çekti. Uzun zamandır dile getirme konusunda mütereddit olduğum konuda beni dürtükleyen sözleri şunlar:

“Fuzuli bir tevazunun da çok rahatsız edici olduğunu düşünüyorum. Bir Japon’a ‘çok güzel manga yapıyorsunuz’ dediğiniz zaman ‘Kendimizce yapıyoruz daha Mangacı olamadık ama…’, Hollandalı bir heykeltıraşa dediğin zaman ‘aman efendim yapıyoruz işte’ demiyor.

Benzer şekilde kaynağını bilmediğim “gereksiz tevazuu iki kez övünmektir” özlü sözünü de anımsıyorum. Mütevazı olmayıp öyle görünme gayretinde olan insanların ağdalı tavırları hep rahatsız edici olmuştur. İlerleyen aşamalarda -ki hakkı ile kullananları tenzih erdim-  “fakir yaptı işte” deyip üzerine bir de “fakr”ı  yanlış telaffuz edenler de vardır ki evlere şenliktir.

Ama ben iğneyi kendime batırayım ve konuyu dolandırmadan değinmek istediğim okçulukla ilgili çırpınmalarımıza getireyim. Şu Türk Okçuluğunun ihya olması adına yıllar yılı iğne ile kuyu kazıyoruZ. Ama konu çok ortada kalıp,  aslında önce gönüllülerin gönüllerini ve ilgisini kazanmak icap ettiğinden, bir iki kişinin samimi gayretleri gerekir. Nedir bu samimi gayretler; yarışmalar-geziler düzenlemek mesela, belki “haydin bu haftasonu şurada ok atalım” deyip herkesi organize etmek, dahası üniversitelerle ilişkiler kurup seminerler-çalıştaylar tertip etmek, buralarda mümkün mertebe herkese konuşma olanağı sunmak, makaleler yazmak; başkalarına da yazdırmaya çalışmak ve bunun gibi pek çok alanda “hadi arkadaşlar şu yükü hep birlikte omuzlayalım” kışkırtmaları ile kolektif bilinci aşılamak… Ama aradan geçen 7 yıldan sonra dönüp baktığımda Türk Okçuluğu adına samimi gayret sarfedenlerin hep aynı bir kaç kişi olduğunu, gayretlendirilmeye çalışılanların da “biz yapıyoruz” lafına söyleyenden fazla inanıp yapılanları sahiplenmekten başka hiç bir işe yapmadıklarını gördükçe hata yaptığım(ız)ı anlıyorum. Hatta bu gereksiz tevazunun ölçüsü kaçarsa o kadar çok inandırıcı oluyor ki “biz” yaptık denilen işler, olaya dahil edilmek istenenler tarafından “ben”leştirilebiliyor. Bu nedenle sanıyorum, ölçüsünde “bakın bunu ben yaptım ama siz daha iyisini yapın” demek gerekiyor.

“Ben” Nereye kadar?

Kemankeşlikte, “çok çekip azdan atmak” düsturdur. Yani işin özü, antrenman ve eğitim ardı kesilmeden yapılmalıdır ama kişi attığı ile övünmemelidir. Kemankeşlik terbiyesi de alçakgönüllü olmayı gerektirir. Fakat bu, yukarıda bahsettiğim mesele ile karıştırılmamalıdır. Yoksa Bursalı Şücaa’ın meşhur “Nazilli inciri” hikayesinde olduğu gibi zor durumlara düşebilirsiniz. Uzun lafın kısası, Türk Okçuluğu ile ilgili mevcut tüm bilgimiz,  tecrübemiz şimdi ve hatta gelecekte bütünün ancak küçük bir parçası olabilecektir.

Kimin kime ihtiyacı var?

Bugün Türk Okçuluğunu ihya etme gayretinde olan bir grup insanız.  Dahası yaptığımız işe, adını koyma adına  “ihya etmek – canlandırmak” diyoruz. Ama kökleri binlerce yıl öncesine dayanan, nice büyük kemankeşlerin, devlet adamlarının, sanatçıların, düşünürlerin gelip geçtiği bu büyük hazinemizi “ihya etmek” bize mi kaldı dersiniz? Ya da biz olmasak unutulup gideceğine inanan var mı?

Kendi tarihimizi anlama adına Türk Okçuluğunu öğrenmeye ve araştırmaya ihtiyacımız var. Çünkü Onun bizim işimizden arta kalan vakitlerdeki ilgimize ihtiyacı olmadığı gün gibi açıktır.

Genel kategorisine gönderildi | 2 yorum

Kemankeş Duvar Kağıtları

Boş vaktimin olduğu zamanlar kafamı dinlendirmek için bazı menzil taşlarına ait fotoğraflarla çalışmalarım olmuştu:


Buraya tıklayarak diğe boyutlardaki sürümlerien ve başka diğer fotoğraflardan derlediğim duvar kağıtlarına erişebilirsiniz.

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul’dan Y. Metin Geçti (ya da Y. Metin İstanbul’dan Geçti)

Yay yapımcısı Yaşar Metin Aksoy’un Mardin’deki resmi görevi dönüşü İstanbul aktarmalı olunca, dün öğlen vakti kendisiyle buluştum. Talih bizden yana, Pazartesi uçuş olmayınca biletini salı gününe almak zorunda kalmış. Kendisi ile oklu-yaylı sohbetlerin ve eş-dost ziyaretlerinin ardından akşam vakti gene okçu dostlar ile birlikte Çamlıca’da buluştuk. Eksikler olsa da eski dostlar ile buluşmak keyifli idi, neredeyse “kalabalık” bile olacaktık.

Y. Metin ile özellikle bir süredir aklımızı yoran, tatbik de ettiğimiz muşamba sargısı üzerine kafa yorduk, hele ki Halim Baki Kunter’in orijina nüshalı kitabındaki net fotoğrafları bulmuşken… Eski Okspor azalarının parmaklarına baktık, yaylarına baktık… Ardından yeni çevrilecek yazamalar üzerine konuştuk.

Bu arada bir sonraki yazılarımda bazı arkadaşlarımın yardımları ile de elime ulaşan yazmaların listesini vereceğim. Tümüne bir araba para ödedim ama -Kütüphaneler kızmasın- çevirmeye namzet araştırmacılara bilabedel temin edeceğim.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | 1 yorum

Kitap Fuarı ve Türk Okçuluğu

Bugün, kitap fuarının son günü sabahı, maaile TÜYAP’a gitmeye karar verdik (iki çocukla bırakın bir kitap fuarına, markete bile gitmenin ne kadar zor olduğu bilirsiniz). Aklımda, her sene olduğu gibi hediyelik, alabildiğim kadar Ünsal Yücel’in “Türk Okçuluğu” kitabından alma fikri var tabi. Her sene fuarda hemen aynı yerdeki Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı (AKMB) Yayınları standında bu muhteşem eseri liste fiyatının yarısına alabilirsiniz. Zaten fuar zamanı dışında da alması çok güçtür. Ankara’ya önce parayı havale veya posta çeki ile iletir, dekontunu fakslarsınız, onlar posta ile gönderir, meşakkatlidir yani.

Fuara ulaştığımızda Mert (Topçubaşı)’i arayıp tüyo alıyorum, indirimler-isimler veriyor. Ama dertli, epey bir kitap almış ve epeyce de ödemiş… Bir gün önceki konuşmamızda da bu günlüğümdeki  “Türk Okçuluğu Canlandırma Hareketi” ile ilgili aktardığım tecrübelerle ilgili “olanları bildiğimden bana normal geldi ama yazılar biraz karamsar gibi” demişti. Aklıma takıldı, belki de haklı. Ama iki kez Dernek kurulması işinde (Birincisi 2005 yılında adını verdiğim OKADER – Okçuluk Araştırmaları Derneği, ikincisi 2009 model Kemankeş Okçuluk Enstitüsü Derneği) bulunmuş biri olarak kesin bildiğim bir şey, bu ülkede bazı şartlar olgunlaşana dek insanların bu konuda bir araya gelip resmi kurum oluşturmalarının zaman ve enerji kaybı olacağıdır. Bu işe hevesli genç-yaşlı arkadaşlara da aman derim, sakın “bir yerden destek bulursak resmi çatımız olsun” zannı ile Dernek kurmayın. Sonra kapatması da zor oluyor. Kurmayın çünkü uğraşılması gereken evrak – kayıt – kuyrat işleri tek bir kişi üzerine kalıyor ve o kişi de bir süre sonra haklı olarak “ben küstüm kapatıyorum arkadaş” diyor. Ödenmesi gereken stopaj, muhtasar, kira ve envai çeşit ıvır zıvır parası ile (ki aylık masraf 300-500 TL’yi buluyor) ok alıp millete dağıtmak sanıyorum daha yararlı olur. Diğer taraftan en zor parametrenin insanların kendileri olduğunu söylemiştim. Ne demek istediğimi 2-3 yıl önceki yarışmalarda sarmaş – dolaş fotoğraf çektirdiği kişilerden hiçbiri şimdi yanında olmayan okçu arkadaşlarım daha iyi anlarlar.

Hasılı “yahu karamsar mıyım… ama 7 senede çok da çalıştık; geceyi gündüze kattık, şehirler-ülkeler dolaştık” düşünceleri ile dolaşırken TÜYAP, 2 numaralı salonun 603 numaralı AKMB standına ulaşıyoruz.

Türk Okçuluğu kitabı bandrol kurbanı

Merhum Dr. Ünsal Yücel'in 1971 tarihli doktora tezini arşiv çalışmaları ile 1979 yılına dek genişleterek ortaya çıkardığı muhteşem eseri "Türk Okçuluğu". Kitap, Dursun Ayan'ın editürlüğünde ancak 1999 yılında yayınlanmıştır.

Standa “Türk Okçuluğu”nu soruyorum ama yok, raflarda da çok kitap kalmamış “hepsi son güne kadar satıldı bitti mi acaba” diye düşünüyorum. Babacan yetkili samimi bir tavırla “çalınan bandroller yüzünden 300 çeşit kitaptan ancak 82 adedini getirebildik” diyor ve ekliyor “Türk Okçuluğu’nu çok kişi sordu, hatta bir bayimizden birkaç tane buldum ama daha tezgaha koymadan birisi havada elimden aldı”. Yahu üzüleyim mi sevineyim mi. Hediyelik kitap bulamadık ama demek evvelki senelerde alt raflardan bulup satın aldığımız Ünsal Yücel kitabı “yok” satıyor, “çok” da soranı var. Sorup da bulamayanların hepsini buradan sevgi ile selamlıyorum, ilginiz beni çok mutlu etti.  Ama size bir de kötü haberim var ki bu bandrol işi gelecek seneye kadar çözülecek cinsten değilmiş. Yani Türk Okçuluğu kitabını AKMB’den satın alamayacaksınız.

Ardından bir kitabevinden tarih romanları alırken hikaye kitaplarından birindeki okçu figürünü eleştiriyorum: Atış yanlış, ok yanlış, yay yanlış… Görevli çocuk “bunu başkaları da söyledi” diyor. Sevincim bir kat daha artıyor. Bundan 7 sene önce bu işe başladığımızda ortada ilgili yokken bugün yanlış atış tekniğini eleştiren arkadaşlarımız ve bizi takip edenlerle yollarımız kesişiyor.

Kısa günün kârı sahaflarda

Bizimkilerin suyu ısındığından ve kalabalık arttığından çıkışa yöneliyoruz ama 4 numaralı salonda yer alan sahaflara da uğramadan edemiyoruz. Birinde fotokopisini Şafak (Tavkul)’tan aldığım Eski Türk Sporları Üzerine Araştırmalar (Halim Baki Kunter)’ın 1938 orijinal baskısını buluyorum ve elbette hemen alıyorum. Diğer bir sahaf, bir “yay yapımcısı”nın kendinden yay yapmak için şimşir (?) istediğini ve nice zorluklar ile ağacı temin ettiğini söylüyor. Arkadaşların izine rastlamak hoşuma gidiyor ama aramızda şimşirden yay yapmak isteyen kim varsa çıksın ortaya (gerçi kim olduğunu tahmin ediyorum). Kabza için niyetlendiğini umuyorum.

Sonuç olarak bugün Türk Okçuluğunu daha çok bilen, daha çok soran, daha çok araştıran kimseler olduğunu farkettikçe o yeldeğirmenlerine boş yere saldırmadığımızı anlıyorum.

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 1 yorum

Türk Okçuluğunu Yeniden Canlandırma Hareketi – Bölüm II

…yazının ilk bölümü

Türk Okçuluğunu canlandırma hareketindeki avantaj ve dezavantajlar

Türk Okçuluğunu yeniden canlandırma çalışmaları içerisine girdiğimizde aslında bunun bizim çapımızı aşan ve asla profesyoneli olmadığımız bir alan olduğunu gördük. Fakat ne ilginçtir ki asıl meslekleri yazılım mühendisi, kardiyovasküler cerrah, diş hekimi, teknik ressam vb. pek çok değişik meslek dallarından olan bu topluluk dışında bu konunun başka ilgilisi ve profesyoneli de yoktu. Buna sizi yönlendirecek, eğitecek ve yol gösterecek hiçbir uzmanın olmadığı gerçeğinden bakarsanız maça 1-0 yenik durumda başladığınız söylenebilir. Diğer taraftan elinize atığınız her konu başlığının, ne kadar amatör olursanız olun sizi çok değerli araştırmalara ve sonuçlara götüren bir hazine olduğu yönünden de baktığınızda durumu 1-1 olarak düşünmek de yanlış olmaz.

Yay yapımcısı Yaşar Metin AKSOY, atölyesinde yeni bir Türk Yayı üzerinde çalışırken

Bu nedenle bazı doğru sonuçlara ulaşana dek, tüm bilgi kırıntılarını toplamak, defalarca deneme yapmak, normalden çok daha fazla yanılmak ve her defasında usanmadan yeniden baştan başlamak gerekti. Sözgelimi yay üzerine ciddi araştırmalar yapan Dr. Aksoy’un boynuz ve ahşabın yapıştırma yüzeylerindeki konveks/konkav yapının nedenlerini yorumlaması için antik yayların bilgisayarlı tomografi (CT) görüntülerini çekmesi gerekti. Ya da doğru başparmak bırakışı (thumbring release) tekniğinin yerine tam oturması için, çevirisi 2009 yılında tamamlanan ve bu makalenin yazıldığı tarihte baskıya giren Kavsname (Kemankeş Mustafa, 1712) adlı eserin yeni yazıya çevrilmesi gerekti.

Diğer taraftan bu amatör grubun yaptığı hemen her çalışma, okçuluk literatürüne akademik değeri yüksek katkıların olmasını sağladı. Bu yönü ile sözgelimi ülkemizin tarih alanında uzun yıllar çeşitli konularda ciddi araştırmalar yapanların, okçuluk konusunda hemen hiçbir bir yayınına rastlamak mümkün değilken, amatör bir ilgilinin yaptığı bir çalışma hem özellikle savaş tarihinin anlaşılmasına ışık tutarken hem de değindiği konuda yazılmış tek makale olabilmektedir.

Bu yolda karşılaştığımız avantaj ve dezavantajları çeşitli başlıklarda incelemek, konunun anlaşılmasıni daha kolay hale getirecektir:

Konu zenginliği: Okçuluk mirasını canlandırma gayreti içinde olanların en hoşlanacağı nokta üzerinde çalıştıkları konunun oldukça çeşitli ilgi alanlarını ilgilendiriyor olmasıdır. Çünkü hemen her özgün okçuluk ekolünde malzeme, teknik, tarih ve diğer pek çok alanın uzmanlığına giren konular vardır. Sadece malzeme başlığı bile kendi içinde üretim, işleme, yeniden yapım (reconstruction) vb. pek çok mühendislik alanındaki bilgi ve çalışmayı gerektirir. Bu nedenle sözgelimi ülkemizin bazı orman ürünleri fakültelerinde yaylık akça ağacın fiziksel özellikleri üzerine araştırmalar yapılmakta, biz de bunlara destek olmaktayız.

Geleneksel Okçuluğun, başka hiçbir alanda olmadığı kadar, üniversitelerde ve eşdeğer akademik araştırma kurumlarında yer alan hemen her bölümün araştırma alanına girecek bir konu başlığı barındırdığı ilginçtir ve gerçektir.

Olaya Türk Okçuluğu açısından baktığımızda, ünlü menzil atışları ve inanılmaz mesafelere ok atan okçuların efsaneleri, bunların rekorlarının yazdığı sicil defterleri ve anıt menzil taşları, bu atışları mümkün kılan ve dünyanın en iyi kompozit yaylarından biri olarak kabul edilen Türk Yayı vb. pek çok renkli konu başlığı araştırmalarımızda iştahımızı kabartan unsurlardı.

Bakir konular: Daha önceden de ifade edildiği gibi, özellikle geleneksel okçuluk mirasının kaybolduğu kültürler bakir birer arkeolojik kazı alanıdır. Ele alınan hemen her konu, gerisi çorap söküğü gibi gelecek araştırmalara çanak tutar. Bu yönü ile bakıldığında geleneksel okçuluk, pek çok kültürde henüz tam anlamı ile keşfedilmemiş bir hazinedir. Fakat bu bakir alanda açılan yanlış yollar, bazen tanık olduğumuz şekilde arkadan gelenleri de aynı yanlışa defalarca hem de uzun süre sürükleyebilmektedir. Özellikle az ve yetersiz bilgi ile veya acelecilikle yapılan ilk çalışmalar, bir sonraki araştırmacılara referans olmakta ve aynı yanlış defalarca tekrarlanmaktadır. Bugün YouTube’da Türk Okçuluğu çalışmalarına gönül veren fakat Osmanlı’da hiç kabul görmediği şekilde atış sonrası kollarını geriye atan kişilerin videolarına rastlamak mümkündür. Ya da dünyada Türk yayı yaptığını iddia eden pek çok kişinin birbirinden görerek yayın kabza kısmını “ayı kulağı” (V splice) yaparak birleştirmek yerine yay kollarının direkt üzerine yapıştırdığı görülmektedir. Klopsteg’in ünlü eserindeki zihgirin (thumbring) başparmağa geçiriliş şekli de yıllarca yanlış yorumlanmıştır. Bu örnekler çoğaltılabilir.

İnsanlar ve bireyler: Okçuluk özünde pek çok kişinin ilk başta oldukça ilgisini çeken bir uğraştır. Genellikle -özellikle Türkiye’de- hemen herkesin genç yaşlarda yaptığı basit yay ve oklarla süslü hikayeleri vardır. Bu nedenle okçuluk genelde yapılması basit bir uğraş gibi görünür ve birkaç küçük ipucu ile okçuluk uzmanı olacağı düşünülür. İnternet sitemize (Türkçe:  www.turkokculugu.com / www.kemankes.com; İngilizce: www.turkisharchery.info ) sıklıkla okçuluğa ilk kez başlayacak meraklıların yay edinmek isteyen mesajları, ya da kompozit yayları evinde pratik olarak nasıl yapabileceğini (!) öğrenmek isteyenlerin istekleri gelmektedir. Bu tür isteklilere karşı zamanın bize öğrettiği doğru reaksiyon, onların isteklerini törpülemeden ve onları korkutmadan bilgiyi doğru sırası ile aktarmak olmuştur. Bugün yay yapacağı günü bekleyen öğrencilerin büyük kısmı, bu şekilde doğru yönlendirilen ve işin başında kasıtlı olarak kendi yanılgılarına düşmesine izin verilen kişilerden oluşmaktadır.

Geleneksel okçuluğun canlandırılmasında, dünyadaki tüm örneklerinde görüldüğü gibi yaşanan en büyük sorun ironik bir şekilde bu işe başlayanların aslında kendileridir. Zira daha önceden açıklandığı gibi el değmemiş bu alanda yapılan amatör bir araştırma, sahibine –belki de hak etmediği- hızlı bir itibar kazandırabilmektedir. Bu nedenle bazı gönüllüler birkaç yıl sonra (ki genellikle bu süre 3 yıldır) dahil olduğu ve genellikle başlangıçta fikirsel çatışmaların ihmal edildiği ekiple çalışmak yerine, kendi kuracağı ve liderlik vasfını edinip “hoca”, “üstad” vb. havalı lakaplarla anılacağı yeni bir ekip ile çalışmaya devam etmek istemektedir. Şaşırtıcı ve üzüntü verici şekilde kendi okçuluk ekollerini canlandırma gayreti içerisinde olan hemen tüm ülkelerde (ve kaçınılmaz şekilde ülkemizde) aynı ayrışmalar ve çatışmalar gözlemlenir. Genelde yapılan hata, kendi yaptığı çalışmalar ile itibar kazanmak yerine diğerinin itibarını zedelemeyi tercih etmektir. Ya da harcanan tüm gayretler aslında kişilerin özel yaşamlarından özveri yapmalarını gerektirdiği halde, eleştirilerin çoğu bu çabaların sonucu adı öne çıkan bir ya da birkaç kişi üzerine yoğunlaşır. Bu türden çatışmaların olacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Doğru yol; fikir ve yorum farklılıklarını anlayışla karşılamak ve kişisel tartışmalara girmekten sakınarak sadece yapılması planlanan işe odaklanmaktır. Özetle asıl nokta kimin yaptığı değil, neyin yapıldığıdır.

Sultanahmet Meydanı’nda, Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi'ne ait çeşme. Kitabesinin kalan kısmının, Necmeddin Okyay tarafından kurtarıldığı anlatılmaktadır.

Politik yapı:

Türkiye gibi geçmişin küllerinden doğan bir ülkede geleneklerden bahsetmek ve canlandırmaya çalışmak ayrı bir zorluğu beraberinde getirir. Çünkü hemen her devrimin nedeni, eskisinin yerine daha iyisini getirme çabasıdır. Bu nedenle cumhuriyet rejiminin kurulmasına eşlik eden pek çok yenilik, bazı devrim yanlılarının yanlış yorumları nedeni ile Osmanlı İmparatorluğundan arta kalan değerlerin de refüze edilmesini beraberinde getirmiştir. Sözgelimi, sadece devlet dairelerinde geçerli olmak üzere binaların ön yüzeyinde yer alan Osmanlı İmparatorluk amblemlerinin ve sultanları öven şiirlerin yer aldığı tabletlerin zarar vermeden kaldırılmasını veya örtülmesini emreden kanun, bu çoğunluk tarafından yanlış yorumlanmıştır. Bunun sonucu olarak yüzlerce yıllık pek çok hat ve taş işçiliği şaheserleri kırılarak yok edilmiştir.

Bu anlayışın günümüzdeki uzantısı olarak, okullardaki eğitim sistemi yazık ki yer yer eleştirinin dozunu kaçırarak Osmanlı Devlet kurumlarını aşağılayan bir düzen üzerine kuruludur. Bunun sonucu olarak şu anda Türkiye’deki pek çok kişi geleneksel okçuluğu canlandırma hareketinin, rejim için tehdit olarak görünen dini unsurlarla beraber saymaktadır. Ya da geleneksel okçuluk eğitiminin zihni terbiye kısmının görmezden gelinmesine neden olmaktadır. Oysa dünyadaki diğer örneklere bakıldığında, sözgelimi Shaolin rahiplerinin Kung-Fu’su, ilgilerinin herhangi bir şekilde dinlerini değiştirmelerine gerek kalmadan yapılabilen bir dövüş sanatıdır. Türk Okçuluğu da inançları ne olursa olsun ilgileri tarafından benzer saygıyı hak etmektedir.

Topkapı Saray Müzesi depolarının elverişsiz koşullarındaki yüzlerce Türk Yayı, hak ettiği saygıyı ve sergilenecekleri günü görmeyi beklemektedir (Foto: AA)

Kaygılar yerli ya da yersiz olsun bugün geleneksel okçuluk, Türkiye’de halen Okçuluk Federasyonu tarafından kesin bir dille reddedilen bir disiplindir. Herhangi bir başka devlet desteği de bulunmamakta, yapılan tüm çalışmalar sivil gönüllülerin amatör çaba ve katkıları ile gerçekleşmektedir.

Türk Okçuluğu ile ilgili kaynaklar: 1928 yılındaki harf devrimini takip eden Türk dilindeki değişimle birlikte, Arapça ve Farsça kökenli pek çok Osmanlıca kelime de Türkçe’den izole edilmiştir. Bunun sonucu olarak henüz 100 yıl önce yazılmış eserler Latin alfabesine çevrildiğinde bile anlaşılmaz olmaktadır. Bu nedenle okçulukla ilgili eski eserlerden yararlanabilmek için önce Latin alfabesine, ardından günümüz Türkçesine çevrilmesi gereklidir. Oldukça fazla zaman alacak bu işin, az sayıdaki uzmanlar tarafından yapılabildiği de dikkate alınacak olursa desteğe en fazla ihtiyaç duyulan araştırma alanıdır. Bununla birlikte zorluklar karşısında ne zaman geleceği belirsiz yardım meleğine umut bağlamak doğru yol değildir. Dr. Vural ve Dr. Aksoy’un çevirisini yaptığı 1712 tarihli Kavsname bunun en güzel örneğidir.

Gönüllüler için “yapılacaklar” listesi

Türk Okçuluğunu canlandırmak için çıktığımız yolda edindiğimiz tecrübe, başarı ve yanılgılarımızı paylaşmanın global anlamda geleneksel okçuluğu canlandırma hafızasına katkıda bulunacağına inanıyoruz. Aşağıdaki kısa yapılacaklar listesinin, içinde barındırdığı bazı sorularla birlikte tartışmaya ve katkıya açık olduğu bilinmelidir.

Başlangıçta: İşin başlangıcında akılda bulundurulması gereken asıl nokta, aslında aynı amaç ve hedefleri olan pek çok kimsenin zaten varolduğudur. Bu nedenle yapılması gereken en önemli iş bu insanları bir araya getirecek ortamı sağlamak ve onları aynı amaca yönlendirecek yolu belirlemektir. Bu noktada günümüzdeki internet olanakları bunun için en önemli yoldur.

Biz de 2004 yılında 3 kişi ile başladığımız hareketimizde, “geleneksel” olmadığı hissi ile internete bir kaç ay uzak durduk. Fakat daha sonra açtığımız internet sitesi ve e-posta grupları bir iki hafta içinde onlarca meraklının buluşma noktası oldu. Bugün ulaşılan noktada yüzlerce meraklı ortak tartışma platformlarında ayı amaca hizmet etmektedir.

Koordinasyon: Amacı geleneksel okçuluğu canlandırmak olan insanlar bir araya geldiğinde bir süre sonra bunların enerjilerinin koordine edilmesi ve fayda sağlayan işlere yönlendirilmesi gerekir. Aksi takdirde topluluk, okçulukla başlayıp gündelik konular hakkında konuşan bir sohbet grubuna dönüşecektir. Ya da öteden beri bağımsız çalışan kişiler, yalnız atölyelerine geri dönecektir.

Koordinasyon görevini tek bir kişinin üzerine yıkmak yerine görev paylaşımı yapmak en uygun yoldur. Yine de “en fazla” koordine eden birisi mutlaka olacaktır. Bu kişinin gelen eleştirileri serinkanlılıkla karşılaması ve hislerinden çok mantığı ile hareket etmesi gerekir. Aksi takdirde her şeyi tek başına yaptığını düşünen ve sağda solda kendine haksızlık yapıldığından sızlanan biri olmaktan öte geçemeyecektir.

Türk Okçuluğu gibi geniş bir konu inceleniyorsa bunun bizim yaptığımız gibi dönemlere ve konulara ayrılarak ele alınması ve görev paylaştırılması en uygundur. Bugün aramızda Türk Okçuluğu tarihi, yay yapımı, ok yapımı, atış ve antrenman teknikleri, arşiv vb. çeşitli konu başlığı altında çalışmalar yapılmakta, her biri için bir ya da birkaç kişi görev almaktadır. Şunu gördük ki, araştırmaların faydalı olması, sonuçlarının paylaşılmasına olanak sağlayacak fırsatların oluşturulması halinde mümkün olmaktadır.

Bugün Türk yayı yapımı ile ilgilenen bir grup (“Kavsi” yay yapımcıları) bünyesinde onlarca öğrenci internet üzerinden eğitim almaktadır. Her gün onlarca mesaj da grubun eposta grubunda paylaşılmakta ve Türk Yayı yapımı ile ilgili çok hızlı gelişmeler kaydedilmektedir. Grup, şu günlerde TÜBİTAK’a araştırma projeleri sunmaktadır.

Paylaşım: Geleneksel okçuluk, ancak birlikte yapıldığında keyifli olan ve benzer şekilde paylaştıkça kolektif bilginin arttığı bir alandır. Öğrenilen ve ele geçirilen tüm bilgilerin de aslında geçmişten bize aktarılmış olanlar olduğu düşünülürse bunları saklamanın akıllıca ve etik olduğu söylenemez. Seminerler, çalıştaylar gibi çeşitli toplantılar, basılı ve elektronik yayınlar ile bilgi ve tecrübelerin paylaşılması esastır. Bu paylaşımda elden geldiğince maddi çıkar geri planda düşünülmelidir.

Ülkemizde 2004’ten beri yürüttüğümüz faaliyetlerimizde yurt içi ve yurt dışında, aralarında özellikle Üniversitelerin de bulunduğu onlarca kurumda geleneksel okçuluğumuzu anlatma ve uygulama ilgili faaliyetlerde bulunduk. Bu noktada akademik kurumların önemi tartışılmazdır. Direkt devlet desteği alamasak da konuya duyarlı akademisyenlerin gösterdikleri ilgi sayesinde günümüzde Türk Okçuluğu üzerine master ve doktora tezleri yazılmaya, konu ile ilgili ciddi toplantılar yapılmaya başlanmıştır. Amacımız ileride üniversiteler bünyesinde kurulacak Türk Okçuluğu enstitülerinin bu yükü amatör omuzlarımızdan almasıdır.

2009 yılında Macaristan'da gerçekleştirilen uluslararası okçular buluşmasında Türk, Macar, Polonyalı ve Fransız okçular geleneksel kıyafetleri ile...

Faaliyet ve organizasyonlar:

Okçuluğa ilgi duyup temas kuranların büyük çoğunluğu ilgilerini kısa süre sonra yitirecek olsalar da tüm kişiler bayrağı sizin elinizden alacak adaylar olarak görülmelidir. Diğer taraftan hiç umulmadık şekilde amaca fayda sağlayacak “kelebek etkileri” de göz ardı edilmemelidir.

İşin en kolay ve görece zevkli kısmı okçuluğu tanıtan ve duyuran halka açık gösteriler, yarışma benzeri faaliyetler düzenlemektir. Çünkü yaşadığımız popüler dünyada yüzlerce yıl öncesinin kıyafetlerini giyip ok atan birilerinin ilgi görmesine şaşılmamalıdır. Asıl ve önemli olan zor kısmı bu kanallardan gelecek talepleri karşılamaktır. Yani okçuluğu öğrenmek isteyen adaylar için eğitim planı, eğitim malzemeleri ve eğitmenler organize edilmiş olmalıdır. Hatta çoğu zaman bunlara ayıracağınız zaman, kendi çalışma zamanınızdan alacaktır. Bizler ülkemizde Türk Okçuluğu eğitimini geleneksel yöntemler ile herhangi bir ücret almadan vermeyi tercih ediyoruz. Bu da tartışılması gereken konular arasındadır. Bunda Türkiye’de geleneksel okçuluğun henüz profesyonel bir kazanç sahası olmadığı gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Fakat daha çok gönüllülük esasına dayalı bir sistemde hayata döndürülmeyi bekleyen bir alandan, maddi kazanç beklemenin de doğru olmadığına inanıyoruz.

Genel kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | 4 yorum